Kültür Nedir? 7. Sınıfta Bir Kez Daha Anladım
Kayseri’nin sıcak yaz akşamlarında, o eski mahallemizde, çocukluğumun geçtiği sokaklarda, bazen kültürün ne demek olduğunu tam olarak anlamadığımı düşündüğüm çok an olmuştu. İşte o günlerden biri aklımda hep kaldı. 7. sınıftaydım, hayatımda belki de ilk kez bir öğretmenin gözlerimin içine bakarak bana kültürü anlatmaya çalıştığı bir günü hatırlıyorum. O anı, o dersten aldığım duyguyu, şimdi burada tekrar yaşamak istiyorum. Ama o kadar kolay değil. Çünkü o zamanlar çok karışıktı içim, sanki kalbimle beynim bir türlü anlaşamıyordu.
O Günü Hatırlıyorum: Kültür Nedir?
O gün, tarih öğretmenimiz Sema Hoca, sınıfta bir konu açıkladı. Kültür. Sadece bir kelime gibi görünse de, öğretmenim o kadar derin bir şekilde anlatıyordu ki, gerçekten ne olduğunu bir türlü kavrayamıyordum. “Kültür, bir toplumun tüm düşünceleri, inançları, değerleri ve alışkanlıklarıdır,” demişti. Bunu ilk duyduğumda, içimde bir karışıklık hissetmiştim. Çünkü kültür denince benim aklıma hemen gelen şeyler arasında, Kayseri’deki sokaklar, o çarşıların gürültüsü, annemin yaptığı nefis mantılar ve babamın sabahları sesli okuduğu gazeteler vardı. Ama öğretmenim çok başka bir şey söylüyordu. Kültür denince bir toplumun tüm özellikleri, her şey demekti. Peki ya biz? Ben, bizim dünyamızda neler vardı?
Mahallede Bir Gün
O gün ders bitiminde evime doğru yürürken, her şey daha farklı görünüyordu. O kadar karışıktım ki. Sokakta çocuklar, mahalle abileri, dükkanlar, kahvehaneler, her şey, her şey çok bildik ve ama bir o kadar da uzak bir hâl almıştı. Kültür nedir, diye bir kez daha düşündüm. Kayseri’nin o kendine has havası, her köşe başındaki tahta sandalyeler, dükkânların vitrinlerinde asılı olan eski plaklar… Bütün bunlar, bana o kadar “bizim” geliyordu ki. Ama hala, öğretmenimin söyledikleri aklımdaydı: Kültür sadece yemekler ya da el sanatları değilmiş. Peki, o zaman biz Kayseri halkı olarak, bu büyük kültür kavramına nasıl uyuyorduk?
Bir mahalle arkadaşım, Ahmet, beni görünce yanımda durdu ve “Ne düşünüyorsun?” diye sordu. Anlatmak istemedim ama sonunda söylemek zorunda kaldım. “Kültür nedir, gerçekten bilmiyorum,” dedim. Ahmet bana bakıp, “Yani mesela, Kayseri’nin o meşhur pastırması ne, senin için kültür değil mi?” dedi. Bu soru beni biraz irkiltti. Evet, pastırma kesinlikle Kayseri kültürünün bir parçasıydı, ama sadece bu muydu? Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Ahmet, “Bizim sokaklar, bizim konuşmalarımız, bizim kahkahalarımız, bunlar da kültür değil mi?” diye ekledi. O an, sanki bir ışık yanmıştı kafamda. Evet, belki de kültür gerçekten sadece yemeklerden ya da o geleneksel el sanatlarından ibaret değildi. Kültür, bizdik. İnsanlar, ilişkiler, dil, sokaklar… Her şey.
Kültür Bizi Bir Arada Tutuyor
O günden sonra, kültürün ne olduğunu düşünmeye devam ettim. Sadece yemeklerden veya geleneklerden ibaret olmadığını, hayatımızın her anına sirayet eden bir şey olduğunu fark ettim. Kültür, sabahları kahvaltı sofrasında annemle geçirdiğim zaman, akşamları babamla birlikte mahallede yürürken gördüğüm her insanın gülüşüydü. Kültür, birbirimize nasıl hitap ettiğimiz, nasıl yaşadığımız, nasıl güldüğümüz, nasıl üzülüp birbirimizi teselli ettiğimizdi.
Bir hafta sonra, okulda o kadar çok şey öğrendim ki. Artık kültür, sadece “büyük” bir şey değil, aynı zamanda her birimizin içinde taşıdığı bir şeydi. İletişim şeklimiz, giydiğimiz kıyafetler, bizim şarkılarımız, sevdiğimiz yemekler, her şey kültürün bir parçasıydı. Ve Kayseri’de her köşe başında başka bir kültür parçası vardı.
Kültürün Beni Buldurduğu Yer
Bir gün, yine mahalleye inerken, bir çay ocağının önünden geçtim. İçeride yaşlı bir adam, yıllardır aynı köşe sandalyesinde oturur, gün boyunca sohbet ederdi. Yanına yaklaşınca, gözüme ilişti: elindeki eski bir gazete, sabahları yaptığı kahve kokusu ve sabırlı, sakin bakışları… Bu adam, mahallemizin kültürünü yaşayan bir parçaydı. Bunu fark ettiğimde, bir süre sadece durup onu izledim. O an, kültürün ne olduğunu net bir şekilde anlamıştım. Kültür, bir insanın yaşadığı yerdir. Onun bir parçasıdır. Eğer o çaycı sabahları aynı saatte gelmeseydi, orada bir eksiklik olurdu. Herkesin bir kültürü vardır ve bu kültür, her zaman bir toplumun parçasıdır.
Evet, belki de o eski gazete, kahve kokusu ve mahalledeki tüm insanlarla bir bağ vardı. Kültür, bazen bir şarkının notasında, bazen bir çay fincanının dumanında, bazen de bir kelimenin ardındaki anlamda gizliydi. Ben Kayseri’de yaşamayı, bu kültürü her an, her yerde hissetmeyi seviyorum.
Kültürün Birlikte Yükseldiği Anlar
O günün sonunda, evime dönerken içimde bir rahatlık vardı. Artık kültürün ne demek olduğunu, 7. sınıfta öğrendiğimden daha farklı bir şekilde biliyordum. Kültür, bizim yaşadığımız bir şeydi. İçindeki insanlar, birbirleriyle kurduğu ilişkilerle var olan bir şeydi. Ve belki de bu kültürün bir parçası olmak, insanı yalnızca kaybolan bir zamanın içinde değil, birlikte yaşadığı anların içinde buluyordu.
Kayseri’de, o çay ocağındaki yaşlı adamdan, annemin yaptığı nefis yemeklere kadar, her şey bir parça kültürdü. Ve en önemlisi, bu kültür bana şunu hatırlatıyordu: Biz birlikteyken, bir kültür doğar, yaşar ve büyür. Kültür, işte böyle bir şeydir.